3 Ekim 2009 Cumartesi

TÜRKİYE ' M ŞARKISI VE İŞÇİ MARŞI

Şu sıralar; Milliyet Blog'da bir konu var, bir kaç gündür ya da on
gündür.

İşkence görürken, 12 eylül-1980 darbesi'nde; bazı sol tutuklulara ''
Türkiye'm'' şarkısı dinletildiği için bu kişiler ya da içlerinden
bir kişi; Türkiye'm şarkısına düşman olmuş ve yine içlerinden bir
kişi, yıllar sonra bu şarkının kalıplarını satın alıp tarihe
gömmüş... Yazmamak için çok direndim bu konuda ama tarihin tekerrür
edeceğini anlayıp insanlık, işçi sınıfı ve ülkem adına yazmak
zorunda kaldım.

Ya İşçi Marşı'nı ya da Zülfi Livaneli 'nin, Selda Bağcan'ın
türkülerini dinletselerdi?
Onların kalıplarını da satın alıp yok edecek miydi?
12 eylül döneminde beni de haksız yere dövdüler, karakollarda; hiç
bir suçum yokken bir de ceza aldım çünkü avukat tutacak param yoktu.
Bana da bol bol İstiklal Marşı söylettiler, solcuyum diye, bir
yandan da döverlerken.

Ama ben ne İstiklal Marşı'na ne onun yazarına ne bestecisine ne
ülkesine ne toplumuna ne Türk Bayrağı'na, ne Türk Ordusu'na ne Türk
Polisi'ne düşman olmayı asla aklımdan bile geçirmedim; geçirmiyorum
da. Bunlar farklı şeyler.

Müşerref Akay'ın ve söylediği ''Türkiye'm'' şarkısının; darbeyle,
düşmanlıkla, kinle ne ilgisi var? Müşerref Akay'ın ve Türkiye'm
şarkısının bunda ne suçu var?
Yalnızca solcular mı dayak yedi, işkence gördüler o zaman?
Milliyetçiler, dinciler de gördü. Ama onlar bunları sorun bile
etmiyorlar. Sol kesimde, şöyle bir anlayış oluştu; '' Ben 12
eylül'de işkence gördüm, dayak yedim; o yüzden bana saygı ve sevgi
gösterin; bana önem ve değer verin.'' Ben asla dayak yediğimi pek
kimseye söylemedim çünkü onurum incinirdi ama buradaki blogumda; sol
kesimin bu konudaki yanlışını düzeltmek için yazmak zorunda kaldım.
Hele askerlik anılarımı kimseye anlattığım pek görülmemiştir. Hatta
ben anılarımı anlatmayı bile sevmem; gücümü geçmişden değil
gelecekden alırım. Ama bazı erkekler nedense askerlik anılarını
anlatmaya bayılırlar. Bazı erkekler de işkence gördüklerini, dayak
yediklerini anlatmakdan zevk alıyorlar sanırım.

Oysa; 12 eylül darbesine katılan her subayı, her eri işkencecilikle
suçlamak çok yanlıştır ki 12 eylül darbesi deyince içine hepsi
giriyor. Yani bazı insanlar; vatan sever olduklarından darbeye
katılmış olamazlar mı? Yani 12 eylül'e katılmış herkes faşist mi;
işkenceci mi? Şu pek meşhur; Ziver Bey Konağı'nda işkence görmüş
olup şimdi ise Abd'de bir ordinaryus profesör olan kişi; tv 'de
şunları dedi: Bazıları bize işkence ederken, bu bazıları;başka
bazıları geldiğinde, görmesinler diye işkenceyi kesiyorlardı. Demek
ki 12 eylül'deki her olayı; bir avuç generale yıkmak pek mantıklı ve
vicdanlı değil. Ama Türk generallerine ve Türklüğe ne pahasına
olursa olsun düşmanlık zevkli bir şeyse söylemeliyim ki ben zevk
sahibi biri değilim. Düşmanlık ancak silah sağlar, erdem sağlamaz.
Eğer; Türkiye'm şarkısına düşman olup onun kalıbını yok edenler;
işkencede kendilerine '' İşçi Marşı'nı'', '' Zülfi Livaneli'nin
türkülerini ''dinletselerdi, onlara da düşman olup onların da
kalıplarını yok edeceklerinde samimiyseler , kendilerini dürüst
oldukları için kutlarım ama eğer ben o zamanlar sağcı olsaydım ve
bana ''İşçi Marşı''nı ve Zülfi Livaneli'nin türkülerini
dinletselerdi, onlara düşman olmayı ve onların kalıplarını yok
etmeyi hiç düşünmezdim sanatçılarına da doğal ki.

Hatta şunu söyleceğim açık yüreklilikle: Ben ki o zamanlar sol
görüşlü ve dinsizdim ama beni döverlerken bana Kuran, Hadis, ilahi
okusalardı yine de ne Kuran'a, ne Hadislere ne ilahilere düşman
olmazdım.

İnsan neye ve neden düşman olacağını iyi bilmeli... Solu da sağı da,
dinliyi de dinsizi de duygusal nedenlerle yanlış yönlere
yönlendirmeye kimsenin hakkı yok; 12 eylül'de dayak yemiş, işkence
görmüş olsalar da. Köşeye sıkışan kedi her şeyi yapar. Tv'de bir
kadın programındaki sunucu ki kadınlara ve erkeklere hep aklı
başında olmayı, sabırlı olmayı, yasal olmayı, hoş görülü olmayı
öğütlerdi; bir gün şöyle söylendi ekranlara dönüp: ''Aynı şeyi benim
kızıma yapsalardı, onların evlerini başlarına yıkardım! '' Öyle ki
çok kızgındı, çıldırmış gibiydi öfkeden!

Doğayı duyguyla değil de bilimle eleştirdiğimiz gibi tarihi de,
düzenleri de, ülkeleri de, insanları da, toplumları da, inançları da
bilimle eleştirmeyi öğrenmeliyiz. Tarih; anıların anlatılıp,
düşmanlıkların onurlandırılıp mutlu olunduğu bir siyasi dernek
değil, bilimsel bir inceleme alanıdır.
Adalet onurla doğar, mantıkla yükselir.
Saygılarımla.


Necdet Gürçiftçi
2009-eylül